17 Kasım 2015 Salı

Bir kadını heyecanlandırmanın yolları!

Geçen gün erkek arkadaşım,
"Eee heyecanlı bir şeyler yaptın mı bakalım? diye bir soru sordu
"Odun aldım..."

(2 saniyelik ilişki sorgulama sürecinden sonra)

"Ahu, insanlar normalde odun alınca heyecanlanmazlar!"
"Ahmet sence köy adında bilinmeyen bir organizma sinsice bünyeme sızıp beni gebe bırakmış olabilir mi? Sanırım dönüşüyorum..."
.....

Acaba Bodrum'da ilk kışımı geçirdiğim geçen sene, ısınma ile ilgili hiç bir önlem almadan çat diye giriş yapıp, klimaya kaldığım, sonra odun almak istediğim zaman da
"Abla yağmur yedi bunlar. Almasan daha iyi" ile karşılaştığım ve kendimi en ıslak odunla döverek cezalandırmak istediğim için olmuş olabilir mi bu karmaşa?.

Bak Emerson ne demiş "Hiç bir büyük iş heyecansız başarılamaz"...

Eee benim için de bu odun alma işi oldukça büyük bir prodüksiyon olduğuna göre, aşırı coşkulu halimi korumadan bu işin üstesinden gelemezdim büyük ihtimalle.

Gümüşlük'te bulunan oduncudan 1 ton odunu alıp, evin dışındaki taş duvarın üzerine, naylonlayarak istifledikten ve bir kısmını da salondaki nişe dizdikten sonra gözümü başka heyecanlara diktiğimi söyleyebilirim hatta.





Mesela salon çatısının izolasyonu söz konusu olduğu zaman adrenalin bütün vücudumu ele geçiriyor ya da şöminenin bacasını onartmak dediğiniz zaman hafif bir histeri krizinin tüm semptomlarını gösterebiliyorum.

Heyecan tam olarak ne demektir diye benim gibi siz de merak ettiyseniz, psikoloji bu durumu;

"Kişinin olanakları aynı kaldığında, güdülenmesi artarsa heyecan meydana gelir. Altından kalkılamayacak olaylar karşısında da heyecan duyulur. Yani heyecan kişiliğin uyum sağlamadığı durumlara karşı gösterilen bir tepkidir" diye cevap veriyor.

Evet itiraf ediyorum burada bazı şeylerin altından kalkamıyorum ve yapılabilme ihtimali bile beni aşırı heyecanladırıyor...

.......

Tek başına yaşamak bir çok insan için hele ki bir kadınsanız baş etmesi zor bir durum olarak görülebilir. Aslına bakarsanız ben bugüne kadar bu işi hayli iyi bir seviyede götürdüğümü söylemek zorundayım.

Üniversite hayatıyla başlayan bu yalnız yaşama hali, üniversite sonrası aile evinde yaşayamamakla birlikte ilk temellerini atmış oldu benim hayatımda. İzmir'de tuttuğum ilk fakirhaneden sonra yavaş yavaş ve gelişerek 15 sene boyunca İstanbul'un çeşitli semtlerinde tutulan ve yaşanan evlerde en iyi versiyonuna ulaştı. Ama gel gör ki şehir hayatında, bir apartman dairesinde tek başına yaşamak, burada yaşamakla kıyaslandığında oyun parkında oynamaya benziyor.


Şimdi diyeceksiniz ki "Abartma gören de seni bir ormanda tek başına survive ediyorsun sanacak"

Diyebilirim ki bir tık uzağındayım...

Bakın şimdi şehirde tek başına yaşayan kadın olarak;
Sabah doğal gazın kucak kıvamında ısıttığı evinizde gerinerek kalkarsınız, hafif bir kahvaltı yapar ya da iş yerinde tost söylemek üzere bu basamağı atlayıp, giyinir ve taksi dolu sokaklara atarsınız kendinizi. Hafif bir bekleyişten sonra ya taksiye ya da arabanıza atlar işinize koyulursunuz. Tempoyu sizin ayarladığınız bir günün sonunda, ya bir arkadaşla buluşur ya da evinize dönersiniz. Akşam yemeğinde canınız o gün ne yemek istiyorsa, 'eve servis restoranların' broşürlerine göz gezdirir, en uygun olandan yaklaşık 30 dakika sonra evinizde olacak şekilde sipariş verirsiniz. Yemek işi bittikten sonra yatmadan önce biraz takılır ve bir sonraki güne hazır olursunuz. Evin dağınıklığı ya da temizliği o anda kafanızda bir sorun değildir çünkü Cuma günleri zaten Fatma abla geliyor ve evinizi temizleyip, ütünüzü yapıyordur. Bu kadar alışık olduğunuz bir düzenin içinde de 'Yeni biriyle tanışmak', 'Erkek arkadaşınızla program yapmak', 'tatil programı yapmak', 'İşinizde terfi almak', ya da ne bilim işte hep heyecanlandığınız 'O' şeylere heyecanlanarak normal bir insan olarak yaşama şansı cebinizde kalır.


Bende durum biraz daha farklı:

Sabah kalk, köpeğe yemek ve su verip biraz takıl. Bisiklete atlayıp (tek ulaşım aracım) yakındaki markete git ekmek ve sigara al. Kahvaltı hazırla ve ye. Bilgisayar başına geç, öğlene kadar çalış. Öğlen yemek olmadığı için mutfağa in ve dolapta ne varsa onlardan bir şey üreterek yemek yap. (sipariş vermek burada söz konusu değil). Çamaşır yıka, bir önce yıkadıklarını ütüle. Evi temizle. Ev silinince temizlenen bir zemine sahip olmadığı için beyaz olan mutfak, antre ve merdivenleri boya. Bahçe sula. Ev için alışverişe git, öğlenden hala yemek varsa onu ye ya da en iyisi bir salata yap gitsin. Biraz Tv seyret ve uyu  .... ( Haa burada dağınık ve pis olmak gibi bir seçenek daha var ama bende çalışmıyor)

Bu rutin yetmedi mi o zaman kış gelmeden önce dışarıya ait olan yastıkları naylonlayıp kaldır (Tabii önceden almış olduğun naylonlarla) . Şöminenin içindeki külleri temizle, yabani ot saldırısına uğrayan kullanılacak yerlerdeki otları çapala ve yol. Bahçe masasını temizle ve öndeki alanı süpür ve yıka. Kapının önü çok pislenmiş hadi oraya da bir iki fırça boya at. Bahçendeki dut ağacını budayıp evinin önüne atan Aydemin bıraktığı pisliği temizletmek için belediyeye ulaşmaya çalış, başarama. O dalları kesmenin bir yolunu düşün (hala bulama), Eski duşakabinin silikonları eridiği için hırdavatçıya git silikon ve aparatlarını al (yapmak için bir türlü elin gitmesin), kış geliyor üst kattaki pencereleri kapatıp, bütün çevresini bantla ki kışın kıçın donmasın, köpeğin tasmasını kopartıp dışarı çıkmış ve komşunun horozunu boğmuş. Köylü onu vurmadan veya zehirlemeden önce, hadi bir koşu hırdavatçıya git ve uzun bir zincir al onu bağlamak için.
Tam çiçeklerin budanma zamanı gelmiş, kaçırma ve gülü ve diğerlerini budamaya çalış. Haa bu arada Bodrum'da halletmen gereken işler için birazdan dolmuş gelecek, oyalanma yüzüne iki bir şey sür ve koşarak evden çık. Hay allah mutfak borusu patlamış, o gün içinde gelebilecek bir tesisatçı için konu komşuyu ara. Bulana kadar susuz kal. Ohh bu da halloldu ama bisikletimin lastikleri niye inik? Markete artık yürüyerek git. Bisikleti tamir ettirmek için en yakında gelecek arabalı ve seni çok seven birini bekle ( 4 ay beklendi ama değdi). Salondaki koltuğa kurum gelmiş. Sil daha da dağılınca koltuk yıkamacı ara. Yıkamacı gelip her tarafı sular içinde bıraksın, dün temizlediğin evi bir daha sil baştan temizle...






"Köyde yaşamayı seçince, hiç bilemiyorum yürüyüşe çıkmak mı, yoksa hiçbir şey yapmadan evde oturmak mı daha sıkıcıdır?" demiş Bernard Shaw 1893'te yazdığı 'Mrs Warren's Profession adlı oyununda...

Bırak o kadını, gel de benimle takıl Bernard, bak bakalım sıkılacak zaman bulabiliyor musun ya da yürüyüşe çıkmaktan bunalıma girebiliyor musun?

Diyeceğim o ki eğer Bodrum'da bir köy evine taşınmak istiyorsanız;

- Evli, arabalı, paralı ve sabırlı olmaya öncelik verebilir ya da benim gibi her şeye rağmen yaşadığınız yerin, doğanın, sabah kalktığınızdaki duygunuzun muhteşemliğine şükredip ota boka heyecanlanırsınız:)))



Sevgiliye Not: Beni nasıl heyecandan tirtir titretebileceğin yazının içinde gizli, kırıntıları takip et:)

Anneye Not: Sen olmasan bunların hiç birini yapamazdım. Net...

 












10 yorum:

  1. herşeye ragmen keyfini cikart...hava misss...doğa misss....birak ev daginik kalsin..yeter ki keyfini cikart... ;-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam da senin dediğin gibi yapıyorum şekerim...:) Biraz şartları zorlasam da her şey hala muhteşem ve beklerim :)

      Sil
  2. Merhaba
    Blogunuzu çok sevdim ama son zamanlarda bayaa seyrelmiş yazmalarınız. Ltf bize neler yaptığınızı, günlerinizin nasıl geçtiğini anlatın :) yeni yazılarınızı heyecanla bekliyoruz :)
    Zuhal

    YanıtlaSil
  3. Selam Zuhal hanım, maalesef çok sık yazamıyorum çünkü hem iş yapmak he evle uğraşmak zorundayım tek başına. Bir de her gün ne yiyip içtiğini yazan bir blog yazarı olmak istemiyorum; Bir hikayem olsun istiyorum size aktarmaya değer... Galiba o yüzden sizi aksatıyorum. Daha fazla yazmaya söz veriyor ve değerli yorumlarınız için de çokça teşekkür ediyorum :)

    YanıtlaSil
  4. Bu blog beni cok sardi,
    Yeni kesfettim,
    Soyliyeyim iyi yaziyorsunuz, iyi okudugunuzdan olsa gerek, birgun bu konudan veya yasam seklinizden vazgecseniz bile yazmaya devam edin... Siz ne yazarsaniz okunur. Baskalarini bilmemya ben kesin okurum. Kolay gelsin. Sakir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şakir Bey, mesajlarınızla bana son zamanlardaki en güzel motivasyon oldunuz:) Çok teşekkür ederim değerli düşünceleriniz için. Bu yazıları yazmak için oldukça fazla zaman harcadığımı söyleyebilirim (öyle gözükmese de) ... Size de kolay gelsin ve çokçe sevgiler

      Sil
  5. sizi kıskanıyorum yerinizde olmak için çok şey feda ederdim ama ne yazıkki mümkün değil keyfini çıkarın hayat kısa

    YanıtlaSil
  6. Candaş bey selamlar:) Çok teşekkür ederim güzel dilekleriniz için. Umarım bir gün siz de yaşarsınız hayallini kurduklarınızı ... sevgiler

    YanıtlaSil
  7. Blog güzel bende Bodrum'a 2 sene önce İstanbul'dan yerleşenlerdenim ancak sanıyorum ki adapte olamayacağım özlemenin ötesinde mevcut sıkıntıları çektim ve de çekiyorum. Özellikle kışın daha da güzel olsa dahi ben gerçekten üşüyorum çok soğuk geliyor bana kışın Bodrum megakentlerin konformist hayatını belli başlı zorluklara rağmen bırakmak ne derece doğru sorguluyorum zaman zaman. Selamlar.

    YanıtlaSil