İllüzyon, duyu yanılsaması olarak bilinir.
"Gerçek bir nesnenin duyular üzerindeki izlenimlerinin yanlış değerlendirilmesidir." diye açıklar sözlük.
İçindeki bol 'l' ve çok noktalı harflerden olsa gerek, kendinden göz yanıltıcı bu kelimeye ve içeriğine ilgim büyüktür. İlk tanışıklığı Sermet Erkin'le yapan bir grup madur çocuk arasında olsam da, bazılarımız ilgimizi kaybetmeden, soğumadan, dirayetle Copperfield, Mandrake ve bugün Criss Angel'a kadar taze tutabildik beğenimizi.
Peki 'illüzyon' sadece o şovlarda mı var sanıyorsunuz?
Bir de Dereköy'e gelin o zaman....
Geçen gün etrafı keşfetmek için çıktığım bir yürüyüş sırasında, tam karşıma denk gelen evin sahipleriyle tanışma fırsatı buldum: Mehmet Amca ve Zeynep Teyze.
Samimiyet ve medeniyet Ege-Akdeniz köylüsünde sık karşılaşılan sihirli bir durumdur mesela. (Hamurda sihir var yani)
Evlerinin önünden geçerken kapıda karşılaştığım bu tatlı çift beni içeri kahveye davet ettiler. Olur mu olmaz mı, ay şimdi ayıp olmasın falan derken, paslı bir bahçe kapısından, toprak yol eşliğinde küçücük bir taş avlusu olan yine küçücük bir eve girdik. 3 metrekarelik taş avluya yerleştirilmiş, plastik sandalyelere oturduk. Avlu 4 basamakla çıklan evin giriş kapısının hemen önü. Evin salon kısmı oturduğum yerden görünüyor. Salon dediğime bakmayın, burası şehirlilerin 'hol' dedikleri yer kadar çünkü.
Mehmet Amca; Uzun boylu ve oturaklı bir adam. Belli ki gençken köyün yağızlarından biriymiş.
Uzun seneler elektikçilik ve köyün muhtarlığını yapıp, yakın zamanda kalbinde bir tekleme olunca, eve dönmüş. Bahçedeki taş fırını, lavaboyu ve diğer birçok şeyi elleriyle yapan kişi aynı zamanda.
(bkz. Evin Erkeği - Doktora Tezi)
Zeynep Teyze; Kısa boylu, hafif toplu, kırmızı yanaklı, sürekli gülümseyen bir kadın. Belli ki gençken köyün en güzeli değilmiş ama en pozitif ve maharetlisi olabilir. Hayat boyu evinin kadını olup, hala haftada 3 kere ekmeğini fırında pişirip, ektiği bostandan (domtesten, bibere, bamyadan, patlıcana) sebzelerini toplayıp, yemeğe dönüştüren kadın kişi. Tabii diğer ev işlerinden de o sorumlu (tavuklar ve ineklerin bakımı)
Sohbet sırasınca, neşelerinden ve güleryüzlerinden etkilendiğim (şapkasından tavşan çıkaran adamlardan daha çok) bu çifte sevgi dolu gözlerle bakıp:
"Yaa, canlarım yaaa... Bu kadar yokluğa rağmen, bak nasıl da mutlular. Ekmeklerini taştan çıkartıp, sarılmışlar birbirlerine nasırlı elleriye... Kıyamam ya, bak nasıl da kıkırdıyor hala kadın" diye içimden en şiirselinden üzülürken, Zeynep Teyze patlatıyor bombayı:
"Şu ilerideki dağın eteğindeki sınırı gördün mü?"
Ben elimi gözlerime siper yapıp, o çizgiyi görmeye çalışırken,
"İşte onun da ötesine kadar devam eder bizim arazi. Bereketlidir bizim buralar. Ne eksen çıkıverir. Ek sen de bahçeni"....
Vay anasını!!! Ne numara ama....
Sen daha bozuk parayı camdan geçirip, iskambil kağıdıyla ayna kırmaya devam et Criss, elin köylüsü sahip olduğu dağı yok etmiş, üstelik 'Para' kullanmadan beslenebiliyor, ısınabiliyor ve yaşabiliyor...
Yetiyo mu yeteneğin buna? Ha?
-----
Hayatımın illüzyonuna şahit olup, eve döndüm.
Ben de bu 'Para sihirini' kendime uyarlamalıyım diyip, hemen kendime has bir numara peşine düştüm.
En mutlu halimle "Expecto Patronum" diye fısıldadıktan sonra Ta taaa:
'0' TL'ye mal olan bir bahçe şöminesi...
Bununla neler mi yapabiliyorum?
1- Bahçedeki kuru otları bir hareketle yakıp, yok edebiliyorum (izi kalmıyor)
2- Hava soğukken hissetmiyorum.
2- Ateş kenarında oturan herkesi mutlu edebiliyorum
Annem, dal parçalarına geçirip, pişirdiğim mantarları yedikten sonra ateş numaramı izlerken
Houdini ve karısı Bess'in 'Metamorfoz' numarası kadar etkileyici olmayabilirim henüz ama çalışmalarım devam edecek.
İzlemede kalın sevgili İllüzyon-severler...
İnsan 1 hayatı olduğunu fark ettiğinde 2. hayatı başlarmış! İstanbul'da yıllarını tüketmiş bir İzmirli kadının, hayatının 2. yarısını Bodrum'da yaşamaya karar vermesiyle başlar herşey. Neler mi olur? Yaşadıkça ve yazdıkça göreceğiz... - hikayeyi anlamak için ilk yazıdan itibaren okumanız tavsiye olunur -
mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Kasım 2014 Perşembe
18 Eylül 2014 Perşembe
Bahçe Filozofları
Bodrum'da ilk günümü yarılamaya az kalmışken, kapı çalınır ve kardeşim Mehmet Can içeri bütün neşesiyle dalıverir. Aileye özgü espriler, kapı aralığında yapılan şen muhabbet ve tabii ki salon masasında Memo'nun şerefine 2. tur yapılan Türk Kahveleri...
Biz bu üçlü sanki sezonluk işçiler gibi senelerdir yurdumun dört bir tarafına dağılmışız. Senede 2 kere bir araya geldi mi de havaya iki el ateş edilen köy düğünü havasında yaşanır buluşmalarımız.
Mehmet Can konservatuar Flüt bölümü mezunu ve son senesinde kazandığı kadro sınavı ile Antalya Senfoni'nin genç 657'lileri (bir memur türü) arasına girmeyi başaran ender tiplerden. Senelerini verdiği Antalya'nın halkına daha fazla katlanamadığı için İzmir Opera'ya yatay geçiş yapıp, memlekete (İzmir'e) 13 sene sonra dönmüş bir gurbetçi. Gurbetçi diyorum çünkü ona göre Antalya, Almanya'nın bir kazası olabilir...
Kahve eşliğinde yapılan arayı kapatma sohbetinin telaşı hafif korlaşınca, Memo yukarı kestirmeye, biz de annemle akşam yemeğini hazırlamaya koyuluruz. Bu ritüel, bir Eyes Wide Shot ilginçliğinde olmasa da bizim hiç konuşmadan, gizlice, senelerdir sürdürdüğümüz kapalı düzenin bir parçasıdır. İlk gün, ilk buluşma hep bize özel, hep güzel, hep başkadır...
Annem ikimizin de en sevdiği ortak yemek olduğunu bildiği, bol sebzeli, kendi uydurması olan makarnasını, kütür kütür yeşillerle hazırladığı salatasını ve bize özel aldığı şarabını koyar mavilerle kurduğu Bodrum sofrasına.
"Şükürler olsun Tanrım sana"...
Uzun zamandır, bir apartman dairesinde yenen solo yemeklerden sonra, ne büyük nimet aile ile aynı tasa ekmek banmak. Rotanın üzerindeki bilinmeyen cismi inceleyip, merkez üsse dönen, uzay teknisyeniyle aynı hissiyatı yaşadığıma yemin edebileceğim nadir andan biri...
Şu anda, burada kendimi Epikür'ün Atina'da öğrencileriyle kurup, paylaştığı o gizli bahçede gibi hissediyorum. Biz 3 'Bahçe Filozofu', birbirimiz anlıyor, güveniyor, seviyor ve ortak keyif yaratabiliyoruz çünkü...
Belki bir gün ben de Epikür gibi bahçemin kapısına "Ey yabancı! Burada mutlu olacaksın. Burada haz en üstün iyiliktir" yazabilirim.
Kimbilir...
Göreceğiz...
Biz bu üçlü sanki sezonluk işçiler gibi senelerdir yurdumun dört bir tarafına dağılmışız. Senede 2 kere bir araya geldi mi de havaya iki el ateş edilen köy düğünü havasında yaşanır buluşmalarımız.
Mehmet Can konservatuar Flüt bölümü mezunu ve son senesinde kazandığı kadro sınavı ile Antalya Senfoni'nin genç 657'lileri (bir memur türü) arasına girmeyi başaran ender tiplerden. Senelerini verdiği Antalya'nın halkına daha fazla katlanamadığı için İzmir Opera'ya yatay geçiş yapıp, memlekete (İzmir'e) 13 sene sonra dönmüş bir gurbetçi. Gurbetçi diyorum çünkü ona göre Antalya, Almanya'nın bir kazası olabilir...
Kahve eşliğinde yapılan arayı kapatma sohbetinin telaşı hafif korlaşınca, Memo yukarı kestirmeye, biz de annemle akşam yemeğini hazırlamaya koyuluruz. Bu ritüel, bir Eyes Wide Shot ilginçliğinde olmasa da bizim hiç konuşmadan, gizlice, senelerdir sürdürdüğümüz kapalı düzenin bir parçasıdır. İlk gün, ilk buluşma hep bize özel, hep güzel, hep başkadır...
Annem ikimizin de en sevdiği ortak yemek olduğunu bildiği, bol sebzeli, kendi uydurması olan makarnasını, kütür kütür yeşillerle hazırladığı salatasını ve bize özel aldığı şarabını koyar mavilerle kurduğu Bodrum sofrasına.
"Şükürler olsun Tanrım sana"...
Uzun zamandır, bir apartman dairesinde yenen solo yemeklerden sonra, ne büyük nimet aile ile aynı tasa ekmek banmak. Rotanın üzerindeki bilinmeyen cismi inceleyip, merkez üsse dönen, uzay teknisyeniyle aynı hissiyatı yaşadığıma yemin edebileceğim nadir andan biri...
Şu anda, burada kendimi Epikür'ün Atina'da öğrencileriyle kurup, paylaştığı o gizli bahçede gibi hissediyorum. Biz 3 'Bahçe Filozofu', birbirimiz anlıyor, güveniyor, seviyor ve ortak keyif yaratabiliyoruz çünkü...
Belki bir gün ben de Epikür gibi bahçemin kapısına "Ey yabancı! Burada mutlu olacaksın. Burada haz en üstün iyiliktir" yazabilirim.
Kimbilir...
Göreceğiz...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
